Showing posts with label sergi. Show all posts
Showing posts with label sergi. Show all posts

Thursday, March 29, 2012

Bir Mekanın Tüketilme Denemesi / An Attempt At Exhausting a Place



Dün açılışı gerçekleşen “Bir Mekanın Tüketilme Denemesi” adlı sergi Reysi Kamhi, Neşe Nogay, Sibel Horada ve Eytan İpeker’in çalışmalarından oluşuyor. Her bir sanatçı, nesnelerin veya süreçlerin geçmişten bu anımıza geçişlerinde hafızalarımızdaki yansımalarını, mekanla bütünleştirerek ele alıyor. Hamursuz fırınının artık işlem görmeyişi, mekan ile sanatçıların geçmişten kopardıkları işleri arasında bir bağ oluşturuyor.


Evhane, 2012 Reysi Kamhi

Bu yazıda sergideki iki genç sanatçının çalışmalarını ele almak almak istedim, Reysi Kamhi ve Neşe Nogay.


Babanem, 2012 Neşe Nogay

Kiralık bir evi ziyaret ettiğimizde gördüğümüz nesneler... Evimizden taşınacağımız gün geçmişi teker teker paketlerken bulduğumuz bir hediye... Antika dükkanına girdiğimizde soluk/sarı renklerin arasında elimize aldığımız, kenarında küçük bir kırık olan vazo... İkinci el kıyafet satan bir mağazada yakasında kürk olan bir palto... Artık işlevi olmayan eski bir fabrikadaki makine... Bu nesnelerin hepsi aklımızda, yaşanmış ya da hayal ürünü olan hikayeler yaratır, o geçmişin birer parçası değilsek bile geçmişlerini solumamıza yardım eder.

Kamhi ve Nogay’ın birbirleriyle anlamlanan çalışmaları “Evhane” ve “Babanem” de sergi ziyaretçilerine bu hissi yaşatmakta.

Evhane, 2012 Reysi Kamhi

Babanem, 2012 Neşe Nogay

İşlevini yitirmiş Hamursuz fırının içerisinde duvar kağıtlarıyla süslenmiş üç bölmeden oluşan bir eve giriyorsunuz. Sizi ilk olarak Nogay’ın “Babanem” isimli çalışması karşılıyor. Eski tahta bir komodinin üzerinde Nogay’ın babaannesiyle ilgili hafızasına kazınan nesnelerin polaroid makineyle çekilmiş fotoğrafları serilmiş. Buzdolabında saklanmış ojeler... Mavi bir elbise... Naylon Çorap... Nazar boncuğu... Çekmecenin içerisinde ise onu hatırlatan nesneler var. Şekerlemeler... Kuru yapraklar... Bir de tüm bu fotoğrafların bulunduğu bir kitap... “Evhane”nin içerisinde dolaşırken, sağ ve soldaki odalara girdiğimizde ise, Kamhi'nin fotoğraftan resme geçirdiği, tuval üzerine akrilik çalışmaları bulunuyor. Emlak sitelerinden toplanmış, kiralık veya satılık evlerin resimlerini görüyoruz. Bu resimlerdeki eşyalara baktığımızda onların kendi eşyalarımıza benziyor olması, dolaştığımız boş mekanda hem bir sıcaklık hissi yaratıyor hem de hafızalarımızı canlandırmamıza yarıyor. Aynı zamanda, fotoğraftaki mekanların kiralık ya da satılık olması, tüketilmiş bir zamanı gözler önüne sererken, aynı mekanın bir başkası için henüz bir başlangıç olması da düşüncelerimizde çelişki yaratıyor. Geçmiş, bugünün algılanmasıyla var oluyor.

Birbirini tamamlayan iki çalışma da çok güzel emeğin ürünleri. Kamhi’nin kullandığı renkler ve çizim stili, Nogay’ın çektiği fotoğrafları nesne üzerinde sergileyiş tarzı dikkatleri ve ilgiyi ayrıca çekiyor.

“Bir Mekanın Tüketilme Denemesi” sergisi Kuledibi, eski Hamursuz fırınının içerisinde, 28 Mart 20 Nisan tarihleri arasında gezilebilir.

"Evhane" çalışmasında, evden içeriye henüz girmeden bizi karşılayan aileyle yazımı sonlandırımak istedim.

Müze Aile, 2011 Reysi Kamhi

Friday, September 3, 2010

Dice Kayek & Huseyin Çağlayan @İstanbulModern


İstanbul Modern Müzesi’nde Dice Kayek sergisi açıldı.


Dice Kayek, merkezi Paris’te bulunan, Ece & Ayşe Ege kardeşlerin kurduğu önemli ve popüler Türk moda markalarından biri. Fashion Week kapsamında olan açılış epey kalabalıktı, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı tek tek konuşma yaptı, geceye sponsor olan Kayra lezzetli denilebilecek şarap ikramında bulundu, özellikle Fransız turistlerin ilgisi yüksekti, moda dünyasından önemli kişiler sergide boy gösterdi, şık ve zarif giyinen de vardı, çılgın ve spor giyinen de ve İstanbul Modern Müzesinin bahçesinde İstanbul’un modern yüzü tekrardan ortaya çıktı.

Kıyafetlerin, spot ışıklarının altındaki cansız mankenlerin üstünde sergilenmesi bana hep ilginç gelmiştir. Sanki kıyafetlerin olması gerektiği yer ya vitrin ya da defiledir. Çünkü kıyafete bir anlam ya da felsefe yüklemek bence zordur. Ama bu, Dice Kayek ve Hüseyin Çağlayan için geçerli olmuyor.






"Bence Vogue" reklamından sonra Hüseyin Çağlayan’ın bir felsefi yanı olduğunu hepimiz anlamıştık. Kimi bunu “Bence Bok” şeklinde yorumladı, kimi “vay be Vogue neymiş, moda neymiş, neler oluyor?!?” şeklinde. Sergilenen kıyafetler de güzeldi, kıyafetlerle yapılan felsefe de. Benim en çok beğendiğim, sergi bitiminde, duvara yansıtılan Hüseyin Çağlayan defilesi oldu. Bazı ziyaretçiler defileyi biraz izleyip gitti, asıl önemli olan defilenin sonu olduğu için, size tavsiyem sonuna kadar izlemeniz.




Dice Kayek / Lale
"Kimse bilemez aşkı İstanbul'un çiçekleri kadar. Ta ezelden beri sevgi ve hasret hikayelerimizin sessiz tanıklarıdır onlar. Kutlamaların, muhabbetlerin, sevinç ve dostlukların hayat boyu yoldaşlarıdır. Tüm çiçekler arasında biz İstanbulluların en çok sevdiği laledir zannımca ve laleler, onlar da bu şehri sever."


.

Wednesday, June 30, 2010

Under Construction/Yapım Aşamasında by Reysi KAMHİ @ PG Art Gallery


Benim de çok yakın arkadaşım olan, işlerini ve çalışmalarını zevkle ve merakla takip ettiğim genç sanatçı Reysi Kamhi, PG Art Gallery’de ilk kişisel sergisini açtı – Under Construction/ Yapım Aşamasında. Sanatçı bu sergide hepimizi fazlasıyla ilgilendiren bir konuya değiniyor, sosyal medya ağlarının soyutlaştırdığı hayatımızı cisimleştirerek gözler önüne seriyor. Sergiyi pazartesi hariç her gün 11:00 – 19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Her ne kadar Reysi’yle defalarca sergi hakkında konuşmuş olsak da, buraya onun anlattıklarından çok kendi algılamamı katarak yazmak istiyorum.

Facebook, twitter, friends feed, google, digg, blog… Sayıları gittikçe artan bu sosyal medya ağları üzerindeki kontrolümüzün boyutu ne? Yoksa daha çok onlar mı bizi kontrol ediyor? Internet üzerinden kendinize bir dünya yaratıyorsunuz. Hiç bu dünyayı daha iyi algılamanız için, bu dünyayı daha etkili/kontrollü kullanabilmeniz için, kendinizin o dünyadaki duruşunu görebilmeniz için uzaktan bu sanal dünyanıza bakmayı başarabildiniz mi? İşte under construction biraz da bu aşamada devreye giriyor.







Öncelikle serginin adı neden Under Construction ona değinmek istiyorum. Reysi, serginin kavramını o kadar iyi kurgulamış ki, sanal dünyanızı yaptığı blog, twitter, facebook, pornografi resimleriyle gözler önüne bir anda sermiyor. Bazı internet sitelerinde karşılaştığımız under construction/yapım aşamasında yazısını gördüğümüzde hemen başka bir sayfaya yöneliriz. Reysi bize “yapım aşamasında” ne demek “yapım aşamasındayken” neler oluyor, ne gibi çalışmalar yapılıyor bunu gösteriyor. Yani görsellikle deneyimlediğimiz sanal dünyada sadece deneyimlerimizi cisimleştirmiyor, deneyimlerimizin de ötesini bize gösteriyor. Sergi yapım aşamasında olduğu için henüz bitmiş halini göremiyoruz. Bu yüzden bir kere ziyaret etmemiz yetmiyor, süreci görmek açısından birkaç kere gitmek lazım.








Sergi, çalışmaların bulunduğu 2 bölümden oluşuyor gibi gözükse de bütününe bakıldığında 3 bölümden oluşuyor. İlk girdiğinizde karşılaştığınız bölümde pornografi resimleri var. Bir anda, porno siteleri aracılığıyla cinselliği dahi görsellik üzerinden yaşamak gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Diğer bölümde facebook, twitter resimleri sergileniyor. 3. bölümde ise yapım aşamasında olan serginin sürecini izliyorsunuz. Bu bölümde reysi hem internette facebook, twitter gibi sitelerde geziniyor, twitter üzerinden sergide olan biteni yazıyor, bir yandan da sergilemek üzere çalışmalarını gerçekleştiriyor.




Sergi aynı zamanda internet dünyasının da en büyük özelliği olan interaktif bir özelliğe sahip. Twitter üzerinden pg_reysikamhi kimliğindeki sergiyi takip edebiliyorsunuz, cevap yazarak tartışmaya girebiliyorsunuz. Aynı zamanda Reysi, ziyaretçilerle tek tek iletişime geçerek, onlara internet deneyimleriyle ilgili sorular sorarak, onlarla sergi hakkında konuşarak birlikte yeni fikirler üretebiliyor, böylece onları serginin yapım aşamasına dahil ediyor, hatta onların internet/twitter sayfasının resmini yapabiliyor.

Sergiyi gezerken çok keyif alacağınızın garantisini veriyorum. Serginin sürecini görebilmek için sık sık gitmeyi düşündüğümden hafta arası 18.00’da orada olmanız durumunda karşılaşmamız çok büyük bir ihtimal.

“Siber alem aracılığıyla okuma biçimimiz değişmekte. Bu imaj ve enformasyon cennetinde cinselliğimizi dahi görsellik üzerinden yaşamakta, kendimizi dünyanın elle tutulabilir gerçekliğinden uzaklaştırmaktayız. Bu sergi İnternet kültürünün beraberinde getirdiği cisimsizleşme ve yalnızca görsellik üzerinden kurulan bağı deneyime açma ve cisimleştirme çabasıdır.”

Tuesday, April 13, 2010

Wallpeople & Ezgi Genç’ten Çeyizlik Filmler


Cumartesi günü arkadaşlarla Milk Gallery’ede “wallpeople” adlı etkinliğe katıldık. Gitmeden önce proje bana çok değişik ve güzel gelmişti. Proje sosyal bir proje olup, dünyanın farklı yerlerinde gerçekleşmiş. Kısaca ve yorumsuz olarak özetlemek gerekirse galeride bulunan panoya çektiğin fotoğrafları yapıştırıyorsun. Etkinlikle ilgili detaylı bilgi okumadım ve kendime göre bir algı yarattım. Geçmişimdeki tüm fotoğrafları halımın üstüne serip, hangilerinden vazgeçip hangilerinden vazgeçemeyeceğime karar verdim. Anılara gittim, çocukluk fotoğraflarıma daldım, annemlerden kaçırmayı başardığım 80’ler fotolarına tekrardan bayıldım ve bu kültürel aktivitenin benim için daha galeriye gitmeden başladığını fark ettim hatta galeriye gidip bunu sosyalleştirmek için heyecanlandım. Benim gibi bir çok insanın benimle aynı zamanda kendi fotoğrafları arasında kaybolmasını düşünmek ayrıca hoşuma gitti.

Benim için önemli insanların fotoğraflarından seçmeceler yaptım. Seçimimi ya anılarımla bağdaştırarak yaptım ya da kişinin kendi karakteriyle. Bu şekilde fotoğrafını yapıştıracağım insanın da orada bulunmasa bile bu sosyal projeye dahil olmasını sağlayacaktım.



Galeriye gittiğimizde önce 18 Nisan’a kadar devam edecek olan sergiyi gezdik. Bu dönemde İstanbul’daki birçok galeri genç sanatçıların işlerini sergiliyor. Milk Gallery’de de Ezgi Genç’in “Çeyizlik Filmler” sergisi vardı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar öğrencisi olan Ezgi Genç film afişlerini kişisel yorumunu katarak keçeden tekrardan oluşturmuş. Sergideki işleri çok değişik bulmasam da beğendiğim filmlerin afişlerinin bu şeklide yorumlanmasını görmek, çocukça ve eğlenceli bir yaklaşımı hissetmek çok hoşuma gitti. Sergiyle etkinliği birbirleriyle bağdaştıracak olursak, galerinin içerisindeki panoya resimlerimizi asarak o gün için biz de “güncel” afiş oluşturmuş olduk. Filmin adını da herkes kendine göre koyabilirdi. Benim o günün sonunda karar verdiğim isim “Easier Not To See WithThe Dark Glasses” oldu.


Fotoğraf yapıştıran çok fazla insan yoktu. Oysaki benim hayalimde, sokakta bulunan devasa bir duvarda ilginç, saçma, güzel, çirkin fotoğrafların bulunması, fotoğraf yapıştıracak yer kalmaması, hatta o kadar çok fotoğraf olacak ki orda olduğunu bilmediğin arkadaşlarınınkini duvarda bulabileceksin gibi biraz gerçek üstü fikirler canlanmıştı. Oysaki biri içeride diğeri galerinin dışında olan iki tane panonun anca yarısı dolmuştu. İlerleyen zamanda ilgi daha arttı. Biz arkadaşlarla biralarımızı aldık, müzik koyuldu, galerinin dışında güzel sohbetli ve bol kahkahalı zamanımızı geçirmeye başladık. Fotoğraflarımızı astık. Ben projeyi kafamda çok daha değişik canlandırdığım için fotoğraflarımın hepsini asmamaya karar verdim. Günlük fotoğraflar dışında, profesyonel çekilmiş olanlar çok daha fazlaydı. Aralarında çok güzel fotoğraflar vardı. Fotoğraflar değiş tokuş yapıldı ve sonunda çok keyifli zaman geçirdiğimiz galeriden ayrıldık.